дмт как добыть

Çavdar Tarlasında Bir Münzevi

Çavdar Tarlasında Bir Münzevi

потребление героина в россии Gönderildi.Serkan Alpkaya in Kitap & Dergi & Blog

J.D.Salinger’ı bilen bilir. Bilenler onun kitaplarını değil de münzevi yaşam hayatını bilirler. İçine kapanıklığın en ünlüsüdür; edebiyat dünyasında. Hatta belki de en başarılısı. Öyle ki; 1980 lerin sonlarında verdiği röportajdan sonra, ne bir haber ne de bir fotoğrafı yayımlanmıştır.( Bir fotoğraf var yalnız. O da zorla çekilen.)  2010 yılında gözlerini yumdu Salinger. 30 yıldır merak konusu oldu ama.  Yazarın dün Radikal’ de yayınlanan haberine göre mektupları ortaya çıkmış. İlerleyen dönemlerde belki Salinger üzerindeki o sis perdesi yavaş yavaş aralanır. Şimdi dünkü haberi aynen aktarıyorum.

“Hayatı boyunca özel hayatının sınırlarına azami dikkat gösteren, bu sebeple neredeyse hiç fotoğrafını bile çektirmeyen ve JD Salinger’ın yazdığı mektuplar ilk kez görücüye çıktı. Mektuplar, yazarın edebiyat hayatına henüz başladığı 1940′larda ondan yazma üzerine tavsiyeler isteyen genç bir kadına yazılmış. Toronto’da yaşayan Marjorie Sheard’a yazılan dokuz mektup, şimdi 95 yaşında olan kadının bakım masraflarını karşılamak için satışa çıkartılmış ve Morgan Kütüphenesi & Müzesi tarafından satın alınmıştı. Kurumun New York Times gazetesiyle paylaştığı ve 1941 – 1943 arasında yazılan bu mektuplar, yazarın hiç bilinmeyen yönlerini açığa çıkartıyor. Bir mektupta gelecekte yazacağı bir kısa hikayeyle ABD ’nin kalbini alacağını ve onun yerine çok daha ‘zengin’ bir organ koyacağını söyleyen Salinger, diğer bir mektupta kendi yaşındaki kadın yazara tavsiyelerde bulunuyor ve daha küçük yayınları tercih etmesini salık veriyor. Mektuplardan en ilginçlerinden biri de yazarın daha sonra ‘Gönülçelen’le ölümsüzleşecek kahramanı Holden Caulfield’ı ilk kez görücüye çıkardığı ‘Madison Dışındaki Küçük Ayaklanma’yla ilgili olanı. Sheeard’a yakında The New Yorker’da çıkacak bu hikâyeyi okumasını tavsiye eden yazar, editörünün bu karakter üzerine daha da yoğunlaşması isteğine sıcak bakmadığını da söylüyor.”

Bu yazar hakkında takdir edersiniz ki bir şeyler söylemek gerekir.  1919 yılında dünyaya gelmiş bir Amerikalıdır. Bir kaç öykü denemesi olmuş; özellikle lise yıllarında dergilerde yayınlatmıştır. ‘Gençler’ ve ‘Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün’ öyküleriyle ses getirmiştir. Eleştirmenlerden olumlu yorumlar almıştır. İlk romanı 1951 yılında ‘Gönülçelen’ ismiyle dünyaya sundu. Türkiye de şu an YKY basmakta ve ismi ‘Çavdar Tarlasında Çocuklar’ olarak değiştirilmiştir. Romana, Salinger’in bile tahmin edemeyeceği oranda ilgi duyuldu. Roman hala da, tüm masumiyetini koruduğundan, okuyucuların ilgisini çekmektedir.

 

Çavdar Tarlasında Çocuklar`la ünlü olan Salinger, toplumun ilgisinden kaçmaya başladı. New York`tan taşınarak New Hampshire`a yerleşti. Kaçtıkça daha çok ilgi görmeye başlayan Salinger samimi davranmamaya, fotoğraf çektirmemeye, röportaj vermemeye çalıştı.

Salinger,  Шишки в Нефтекамске Çavdar Tarlasında Çocuklara gösterilen ilgiye herkesten kaçarak, sosyal hayattan uzaklaşıp inzivaya çekilerek cevap vermiştir. Buna paralel olarak da popülaritesi genişleyerek yayıldı.

1965′ten bu yana, herhangi bir şey yayımlamayan, meraklı gözlerden giderek kaçan yazar, kendisi hakkındaki yayınları hukukî yollarla engellemeye çalıştı.

Ortak anılarını kamuoyu ile paylaştığı için eski sevgilisi Joyce Maynard ile öz kızı Margaret Salinger’i hayatından çıkardı.

Kapalı ve gizli kalmaya önem veren Salinger, hayatı boyunca samimiyetsizlik ve ikiyüzlülük içine düşmemeye çalıştı. Çavdar Tarlasında Çocuklar`da toplumdan kaçışına dair ipuçları bulunur:

go here Ortalık oldukça sessizdi, çünkü bizim Ernie piyano çalıyordu. Herifin piyanoya oturması bile, Tanrı aşkına, kutsal bir şeydi sanki. Yani, hiç kimse onun kadar iyi çalamazdı. Piyanonun önünde kocaman lanet bir ayna vardı, Ernie`nin suratına da iri bir spot lamba çevirmişlerdi, böylece o piyano çalarken suratını seyredebiliyordunuz, parmaklarını değil ama; o kocaman moruk suratını yalnızca. Yemin ederim, ben bir piyanist ya da aktör filan olsaydım ve bu sersemler de benim olağanüstü biri olduğumu düşünselerdi, bu durumdan nefret ederdim. Beni alkışlamalarını bile istemezdim. Ben piyanist olsaydım, gider bir kenefe kapanır, öyle çalardım örneğinde olduğu gibi.

Jerome David Salinger da “Ernie” olmaktan hep kaçmıştır. Kendisini bir bakıma kenefe kapamıştır.

Salinger, kitaplarıyla okuyucu arasına girmemek için, romanın-öykünün adını kendi isminden büyük yazdırmıştır. Ön ve arka kapak resmi bulunmamakla beraber, arka da yazı olmasını da kesin bir dille istememiştir. Bu tarz şeyler ona ikiyüzlülük gibi geliyordu, çünkü; yazar katiyen okuyucu yönlendirmemelidir.

50293

Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabı size tıpkı bir büyüğünüzle konuşuyormuş gibi bir his verebilir.

Sizin yazdığınız bir eser gibi gelebilir.

Geceleri, yatağa girmiş uzanmışken düşündüklerinizi kelime kelime anlatabilir.

Canınızı sıkabilir.

Çileden çıkarabilir.

Duygulanabilir,

Belki ağlayabilir,

Ara ara tekrar okuyabilir ve her okuduğunda yeni şeyler görebilir.

En nihayetinde kitabı başucu kitabı yapabilecek kadar sevebilirsiniz.

 

Sadece bu kadar değil. Her ne kadar yazar kendini kitabından soyutlamış olsa da, Salinger’ı karşı bir sempati beslemeniz gayet doğal, olağan.  Aslında fazla söze gerek yok. Dünyaya hak ettiği gibi davranmıştır. Sonra çekip gitmiştir.

 

Çavdar Tarlasında Çocuklar Kitabı’ndan:

Bana birisi bir armağan verdiğinde, sonunda üzülen hep ben olurum.

Bazı şeyler olduğu gibi kalmalı. Elinizde olsa da, onları büyük cam vitrinlere koyup oldukları gibi kalmalarını sağlayabilseniz.

Sahi söylüyorum. Düzelirim. Yalnızca, bir dönemden geçiyorum. Herkes böyle dönemlerden geçer, değil mi?

Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir. Ama öylesi pek bulunmuyor.

Bir şeyi çok iyi yapıyorsanız, bir süre sonra, dikkatli olmazsanız gösteriş yapmaya başlıyorsunuz. Ve sonunda da iyi olmaktan çıkıyor yaptığınız.

Hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta -yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum; ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim. Biliyorum, bu çılgın bir şey.

Durum umutsuzdu. Sileceğim diye bir milyon yıl uğraşsanız, bu dünyadaki tüm “seni …” yazılarının yarısıyla bile başa çıkamazsınız. Olanak yok buna. Sorun da buydu işte. Asla güzel ve huzurlu bir yer bulamıyordunuz; çünkü böyle bir yer yoktu. Var sanıyordunuz; ama siz oraya varır varmaz, sizin bakmadığınız bir sırada biri gizlice gelip burnunuzun dibinde, “seni …” diye yazıveriyordu. Sanırım, öldüğüm zaman bile, beni bir mezara tıktıklarında başıma diktikleri taşın üstündeki  follow urlHolden Caulfield Купить Шишки Учалы ile doğduğum ve öldüğüm tarihlerin hemen altında, “seni …” yazılmış olacaktır. Biliyorum bunu, gerçekten.

Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.

Çevirmen: Çoşkun Yerli. (YKY)

Kaynak: Radikal Gazetesi, piktobet.blogspot.com

Serkan Alpkaya

Hakkında Serkan Alpkaya

Ankara Üni. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde Ön Asya Arkeolojisi okuyor. Gençlerbirlikli. Gökçeada aşığı. Dört duvarsız, müziksiz ve kitapsız bıraktığınız zaman; derin bir yalnızlığa gömülür ve akıl almaz 'akıl almazlık şeyler' yapar.

Cevap Ver.

Üste Çık
For daughter sparingly bad the sink past
generic Lasix acquire dopoxetine