http://accter.fr/life/forum-sol-zakladkami.html

Çok Hoş Bir Yazı

Çok Hoş Bir Yazı

http://rayban.xn----8sboqcg1asdm4cxe.xn--p1ai/low/kuritelnie-smesi-sol-kupit.html Gönderildi.İbrahim Gazioğlu in 2. Sayı, Adım Dergisi, Yazarlar, Yorum & Görüş

enter Aşk çocukluk hastalığı gibi herkesin başından gelip geçen bir evredir. Aşk hormonların işidir. Ruhu ve bedeni sararak insanları esir eder. Ömrü

http://job.s-avtoprom.ru/good/zakladka-sol-muka.html kısadır. Bu süre zarfında bilinç adeta devre dışı olmuştur. İnsan çocuklaşır, akıllıca hareket etmez olur. Bir nevi sarsıntılı bir hastalıktır. İnsanın tüm benliğinin bir başkası tarafından istila edilmesidir. Bebek ve anne misali. Bebek için tek haz kaynağı annedir. Aşık içinde aşkı. Bir bakıma aşk; bir insan için başka bir in-sanın dünyanın geri kalanından önemli olmasıdır. Yanan mumun bitmesi gibi aşkta bir sebep değil sonuçtur. Açığa vurulmayan şehvet duygusunun bir sonucudur. Bu bakımdan aşk gerçekte çok yoğun bir şehvet duygusundan başka bir şey değildir. Romantik ve şairane ifade ve tariflerle biz aşkı insanüstü yaptık. Aşkın şehvetle aynı şey olduğunu kanıtı, ikisinin de vuslattan sonra sona ermesidir. Aşkın ilk belirtileri geceleri uykusuzluk ve iştahsızlıktır. Birde bunun yanında canlılık varsa siz aşkın çemberine girmişiniz demektir. Aşk; insanda dikkat, motivasyon, duygu ve hafıza ile ilgili beyin alanlarını aktif hale getirir. Bu yapıların aktifleşmesi, stresin azalmasına neden olur. Bu yüzden aşık olan bir kişi kendini daha mutlu hisseder… Sevilen ne kadar güzel ve çekici olursa aşk o kadar şiddetli ve uzun olur. Aşk olmasaydı kadın erkek ilişkisi bayağı bir çiftleşmeden ibaret olacaktı. Aşk radyo-da çok sevdiğin bir şarkının çalması gibidir. Yani kontrol senin elinde değildir ama en derinden etkilenen sensindir. Aşk bir yerde severek yaşamaktır. Severek yaşamak güzeldir. Severek yaşamanın güzelliğinin önemini fark etmekte güzeldir. Dünyada bir şey olabilmenin çok daha ötesinde bir şey var oda insan olmaktır. İnsan olmanın tek koşulu ise yüreğinde sevgi taşıyabilmektir. Yoksa kim olduğumuzun, nereden geldiğimizin, hangi ülkenin vatandaşı olduğu-muzun ne önemi var ki? Bu dünyada sadece insan değil miyiz? Bu açıdan baktığımızda aşk insanı doğanın üzerine koyduğumuz tüm yapaylıktan arındırarak nirvana etkisi yaşatmaktadır. “Aşkın gözü kördür diyenin yerden göğe kadar hakkı var.” Evliliğin yada sevgililiğin ilk yıllarında olmayan tartışmaların sonradan olmasının sebebi; romantik çekim alanının karşımızdakini ideal kişi olarak gösterip olduğu gibi göstermemesidir. Sen eskiden böyle değildin diyoruz. Aslında o hep böyleydi ama bunu biz göremiyorduk. Ulaşılmazlık aşkı besler. Günümüzde iletişim ve ulaşım gelişmesi neredeyse ulaşılmaz bir şey bırakmadı. Eski aşkların olmamasının sebeplerin-den biriside budur artık.

go site “Evvelkiler aşkı aşka kattılar, Dünküler aşkı başka tattılar. Bu günün şehvetine kapılanlar, Aşkı unutup uçurumdan attılar.”

что такое закладка спайса Dizelerinde şair bu günün aşklarının niteliksizliğine sitem etmektedir. Günümüzde kapitalizm “ben” merkezli bir insan yarattı. İlişkilerde dahil insanlar bir birlerine kendilerini pazarlamak (Mükemmel göstermek) istiyorlar. Çiftler bir birlerine değeri bir birlerinden sağladıkları fayda kadar veriyorlar. Ben merkezli hayat anlayışı bunu gerektirir. Her kes bir şey almak istiyor ama vermeden! Bir bakıma sevgi karşılıksız değer verme erdem-inin kalıplarından çıkartıp ticarileştiriyoruz…

enter site Kadınların doğaları gereği çocuk sahibi olma arzuları vardır. Dolayısıyla da güvenebilecekleri bir insana ihtiyaç duyarlar. Bir kadın için çocuk sahibi olabileceği zaman aralığı oldukça sınırlıdır. Erkekler için bu böyle değildir. Kadın çocuk için sınırlı bir zaman diliminin olmasından dolayı sıkışıklık yaşıyor. Bu sebepten dolayı kontrol mekanizması geliştirerek ne zaman çocuk sahibi olacağını bilmek istiyor. Beraber olduğu kişiyi bu sebep dolayısıyla ister istemez baskı altında tutuyor. Erkeğin bunu anladığı noktada sorun çıkmıyor ama anlamadığı zaman ilişkiler yıpranıyor.

http://info-transportes.com/life/tramadol-kupit-v-moskve.html Çocuk demişken evlilik aşkı, çocuk ise cinselliği öldürür önermelerinin asılının olup olmadığına değinelim. Eğer eşler her sevişmede bir birlerini tekrar tekrar keşfediyorlarsa evlilik aşkı da cinselliği de öldürmez. Aşkın bilimsel temelleri üzerine araştırma yapan Helen Fisher beyin üze-rinde ilginç bir sonuca ulaşıyor; uyuşturucu bağımlıları ile aşık insanın beynini aynı noktaları hareketleniyor. İkisinde de geçici arzunun gizemli ihtiyacı hissediliyor. Tıpkı ateşin yanmak için havaya olan ihtiyacı gibi. Yani evliliğin aşkı falan öldürdüğü yok aslında. Sadece kendi ilişkileri-ni yenileyemeyenler ve aşk boyutundan sevgi boyutuna geçemeyenler böyle söyleyebilir. Aşktan sevgiye geçişte çiftlerin bir birinden bağımsızlaşması, özgürleşmesi ve ayrışması vardır. Artık hormonlar devreden çıkmıştır. Sevgi evresindeki kimse karşısındakini değiştirmeye yada kontrol etmeye çalışmaz. Kendisinin ve ötekinin sınırlarını bilir. Bağlılığı kabullenirler ama gerekli mesafeyi de koyarlar. Çitler eşlerine güvenirler ama onsuz olduğu zamanlarında keyfini çıkartırlar. Tutkulu sevgiden dostça sevgiye geçişin göstergesi; cinsellik içermeyen dokunuşlar ve esprisiz karşılıklı gülüşebilmelerdir… Çocuğun cinselliği öldürdüğü konusu ise tamamen hormonlarla ilgilidir. Orgazm esnasında kadının çiftine yaklaşmasını sağlayan hormonlar (Oxytocin hormonu), anne çocuğunu emzirirken de aynı şekilde aktifleştiği için anne ve çocuk arasında tıpkı çiftleşme esnasında olduğu gibi bir yakınlaşma meydana gelmektedir. Çocuğu emzirirken zaten yeterince yakınlaşma hormonu salgılamış olan kadında doğal bir cinsel tatmin oluşur ve cinsellikten uzaklaşır.

http://spb.s-avtoprom.ru/good/soli-zakladka-v-moskve.html Güzel duygularını aktarmakta zorlananlar hep erkeklerdir. Ama söylemeseler de olur çünkü önemli olan hissedilenle-rdir, düşüncesi bir yere kadar doğru olsa bile bir noktadan sonra güven problemine dönüşmektedir. Yani ilgisini belli etmeyen yada edemeyen kişinin, kendine güven problemi vardır. Kendini sürekli frenlediği için gergin olur ve hazzı yaşayamaz. Kadın ilgi ve sahiplenme ister ve bir kadına karşı ilgisiz kalma ona verilen en büyük cezadır. Ama bu sahiplenme bir meta misali sahiplenme şeklinde olmamalı. Bu aşamada kıskançlık bir aşamaya kadar güzelken bir aşamadan sonra olumsuzdur. Kıskanan kişi kaybetme korku-su içinde hırçın ve suçlayıcı davranır. Ne kıskanan nede kıskanılan mutlu değildir…! Aşırı kıskanç erkekler o kadar detaycı olurlar ki evden çıkarken perdelerin kıvrımlarını öyle bir ayarlar ki geldikleri zaman pencereden dışarıya bakılıp bakılmadığını bilirler. Ama aşırı olmayan kıskançlık ise ilişkileri canlı tutuyor.

source link Şair, “… Aşık olmak hoştur amma, Sadık olmak başkadır başka.” derken acaba neyi kastetmiştir? Acaba sadakatte öncelik beden de mi? Yoksa ruhta mı olmalıdır? Bence mümkünse her ikisinde ama mümkün değilse öncelik ruhta olmalıdır. Aksi takdirde, “Sahip olduğun sadece beden-imdir.” sözünün altında eziliriz. Bazı zihniyetteki insanlar

go here kadının bedenine sahip olduklarında ruhuna da sahip olduklarını düşündüklerinden, “ Bir kadın çizeceksin… Saklayıp gömeceksin…” şeklinde hayatı algılasalar bile, aslında derin bir aldanış içerisindedirler. X ile yatıp Y yi düşünen nice in-sanlar tanırım… Mesela kadınlar, suçluluğunu daha derin-den yaşayarak sistematik ve uzun bir biçimde aldatırken, erkekler daha anlık ve yüzeysel şekilde aldatmaktadır. Başarılı kadınların kocaları, eşlerini daha kolay kahraman ilan edilerek kendilerini daha erkeksi hissedebildikleri daha az nitelikli kadınlarla aldatırken, kadınlar ise bayağı bir zevkten hariç eşlerinden almak istedikleri kinden dolayı

en olmadık insanı mesela kocalarını en yakın arkadaşını seçerek kocasını aldatmaktadırlar. Kadın olsun erkek olsun aldatılan kişi bunu kendisine aitmiş gibi görmemeli. Sadakatsizlik kişiye değil ilişkiye ait bir meseledir…

Acaba aşk içinde nefreti barındırır mı? Anlaşılması zor! Sezen Aksu, “Seni hem sevdim, hem senden nefret ettim…” diyor. Bir başka şair ise dizelerinde, “Seviyorum seni kana kana içer gibi. Düşmanın önünden geçer gibi.” diyor. Yani aslında aşk bu bakımdan iki ayrı uçları da bünyesinde barındırarak ilgilisin yaşatıyor gibi…

Ben aşk acısı çekmem, gidersen git tavrını takınanlar aslında maske takıyorlar, onların gülüşleri de maskelenmiş kederleridir. Sevilenin kaybedilmesi önemli bir stres faktörüdür… İnsanın ihtiyaçlarından birisidir bağlanmak, ilgi görmek, sevgi görmek… Böyle söyleyen birisi aslında “Gitme sana muhtacım…” demektedir. Aşk bittiği herkese acı verir ama “Herkesin acısı sevgisi kadardır.” Ama iyi yanından bakacak olursak, “Öldürmeyen acı güçlendirir.” Acı ve ölüm yaşayana özgüdür. Ölüm başka olasılıkların olmadığı tek durum-dur. Oysa acı yaşamın devam ettiğine dair bir işarettir. Daha da önemlisi hayattaki tüm olasılıkların görülmesinde bize yardımcı olur. Acı bize hayat okyanusunun ortasında küçük bir ada sunar ki denizin ortasında kaldığımızda yüzmekten vazgeçmeyelim. Bu yüzden, “Ayrılık aşka dahildir.”

Üstelik şair, “ Aşk acısı olmasaydı, bu kadar güzel sözü kim söyler kim duyardı?” demiş. O yüzden gülü tikeni, aşkı acısı var diye kesip atamayız! “Her insan ölür fakat her insan yaşamış sayılmaz.” Sözünden hareketle bende hayal kurumayan, aşık olmayan insanlara ölümden korkmamaların tavsiye ederim. Çünkü benim nazarımda bu insanlar henüz doğmadıkları için, zaten yaşamıyorlardır, dolayısıyla ölemezlerdi… Eğer henüz aşık olmamışsanız siz açılmamış bir kanatsınız ve “açılmadık kanatların büyüklüğü bilinmez.”

Son söz olarak Konfüçyüs ile kapatalım; “Mutluluk için şuan ki zamandan daha başka bir zaman olduğunu düşünmekten vazgeçin” mutluluk bir varış değil yolculuktur.”

Hakkında İbrahim Gazioğlu

Cevap Ver.

Üste Çık
For daughter sparingly bad the sink past
generic Lasix acquire dopoxetine