source

Küreselleşmenin Türk Milliyetçiliğine Etkisi

Küreselleşmenin Türk Milliyetçiliğine Etkisi

бошки купить екатеринбург Gönderildi.Buğra Sarı in 2. Sayı, Felsefe Düşünce, Ütopya, Yazarlar

http://cleandata.ru/life/24-biz-v-obhod-blokirovki.html Osmanlı Devleti’nin yıkılışına doğru çözüm arayışı olarak İslamcılık, Batıcılık gibi akımlarla ortaya çıkan; Genç Kalemler, Türk Yurdu gibi dergilerle Tanzimat sonrası Türkçecilikten, Türkçülüğe devşirilen Türk milliyetçiliği; M. Emin Yurdakul, Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, Z. Velidi Togan, Nihal Atsız gibi düşünürlerle entelektüel boyuta ulaşmıştır. Türk Ocakları’nın kapatılması ve sonrasında İnönü rejiminin tezahürü olarak 3 Mayıs 1944 Turancılar davasıyla birlikte devletin milliyetçileri öteki olarak algılamaya başlaması sistemle Türk milliyetçilerini karşı karşıya getirmiştir.

наркотики купить онлайн Zor şartlarda yürütülen Türk milliyetçiliği küreselleşen dünyada ayaklar altına alınabilmektedir. Yani küreselleşme Türk milliyetçiliğini tehdit etmektedir. Yazımda tarih-sel çerçevede küreselleşme ve Türk milliyetçiliğini açıklayarak, küreselleşmenin Türk milliyetçiliğine etkisini ve bu durumda yapılması gerekenleri anlatmaya çalıştım.
Küreselleşme, son yirmi yıl içerisinde çok kullanılır hale gelmiştir. Bir çok tanımı olan küreselleşmenin, tanımını oluşturmak oldukça zordur. Ancak en basit tanımıyla, dünya üzerindeki ülkeler arasındaki politik, ekonomik, sosyal, siyasi ve ticari ilişkilerin, coğrafik sınırlara bağlı olmaksızın entegre edilerek belirlenmesi, yeni dünya düzeni kurulmasıdır. Türk Dışişleri Bakanlığı’nın tanımına göre küreselleşme; “Yerkürenin farklı bölgelerinde yaşayan insan, toplum ve

как купить клоназепам без рецепта devletler arasındaki iletişim ve etkileşim derecesinin ‘karşılıklı bağımlılık’ kavramı çerçevesinde giderek artmasıdır.” Küreselleşme tartışmalı bir kavramdır. Bir görüşe göre; küreselleşme vardır, olmalıdır, kaçınılmazdır.

героин закладки ярославль Dünyanın geldiği noktada ancak küreselleşme ile dengelerin sağlıklı bir şekilde kurulması mümkündür. Sonuç olarak küreselleşme, ülkelerin daha çok gelişmesinin ve zenginleşmesinin önünü açmaktadır. Bir diğer görüş ise; küreselleşme dünya üzerindeki büyük ve güçlü devletlerin dayatmasıdır. Gerekli olmamasının yanında zararlıdır. Zira küreselleşmenin amacı, büyük ve gelişmiş ülkelerin, az gelişmiş ülkelerin kaynaklarını suiistimal etmesidir. Sonuç olarak küreselleşme zengin ülkelerin daha zengin, fakir ülkelerin ise daha fakir olmasının önünü açmaktadır.

source url Küreselleşmenin kısaca tarihine bakacak olursak; üç evreden geçerek günümüzdeki halini aldığını söyleye-biliriz. Bu evreler:

амфетамин купить по закладкам a) 19. yüzyılın sonlarından 1914’e kadar olan dönem: Bu dönemde küreselleşmenin, özellikle iktisadi anlam-da, oldukça ileri bir seviyede olduğu görülmektedir. Uluslar arası ticaretin önündeki engel ve tarifeler yok denecek seviyelere gerilemiş, küresel piyasaların entegrasyonu derinleşmiş, ulaşım maliyetleri ve uluslar arası alanda kişilerin serbest dolaşımı önündeki kısıtlamalar en düşük seviyelere inmiştir.

get link b) 1914’lerden 1945’lere kadar olan dönem: Bu dönemi incelediğimizde görmekteyiz ki; küreselleşmenin temel faktörleri, siyasi anlamda aşırı-milliyetçilik, iktisadi anlamda korumacılık ve kendi kendine yeterliliktir. I. Dünya Savaşı ile başlayan, Büyük Bunalım ile devam eden ve II. Dünya Savaşı’nın bitmesi ile sona eren bu dönem, küreselleşme dinamiklerinin ve global entegrasyon akımlarının ciddi bir biçimde sekteye uğradığı bir dönemdir.

http://schueler-jag.eu/fan/amfetamin-zakladka.html c) 1945 ve sonrası dönem: Bu dönemde küreselleşme, özellikle soğuk savaşın bitmesiyle birlikte büyük bir ivme kazanarak, benzeri görülmemiş bir seviyeye ulaşmıştır. Ekonomik anlamda, uluslar arası ticaret hacmi ve uluslar-arası sermaye akımlarının hızı daha önceden eşi görülmemiş seviyelere erişmiş, küresel üretim süreçleri büyük bir dönüşüm yaşamıştır. Öte yandan, özellikle II. Dünya Savaşı sonrası dönemde böyle büyük bir savaşın bir kez daha yaşanmaması temennisiyle, siyasi küreselleşme ivme kazanmıştır. Ayrıca, teknolojik anlamda, bu dönem-de, yerkürenin hemen her kesimini etkisi altına alan bir iletişim devrimi yaşanmıştır. Son olarak ve bilhassa 1980 sonrasında, küreselleşmenin çevresel, demografik ve kültürel boyutları da dünya gündeminin ilk sıraların-da yer almaya başlamıştır.

enter Türk milliyetçiliğini, tarihi süreç içerisindeki tecrübeden doğan Türk kültürü ve tarihi beslemektedir. Türk kültürünün insanlık mirasına armağan ettiği bütün eserler ve tarihi birikim, insaniyetçi ve kapsayıcı bir muhtevaya sahip olan milliyetçiliğimizin kodlarını oluşturur. Türk milliyetçiliği bunalımlı bir tarihi süreçte ortaya çıkmıştır. Milletin varlığı farklıdır, milliyetçiliğin ortaya çıkması farklıdır. Bazı Avrupalı milletlerin ortaya çıkışları milliyetçilikle beraberdir. Bazı milletler ise tarihin derinliklerinde oluşmaya başlamıştır. Türklerde bunlar arasındadır. Milliyetçilikle beraber ortaya çıkmamış, tarihin derinliklerinde oluş-maya başlamış bir millet olarak ortaya çıkmıştır. Orta Asya’da bıraktığımız izler, Anadolu’ya yolculuğumuz ve yeni toprakların Türkleştirilmesi, İslam dini ile tanışmamız ve Müslüman olmamız, Selçuklu ve Osmanlı imparatorluğunun kuruluşu, yıkılışı ve Cumhuriyete ulaşmamız gibi Türk milliyetçiliğinin tarihi serüvenini kısaca özetleyebiliriz.

Türk milliyetçiliğinin fikri şekillenmesinde Ziya Gökalp’in kendine özgü bir yeri vardır. Gökalp, Türk milliyetçiliğini bir düşünce sistemi haline getiren ilk ve en önemli çabaların birisi sayılmaktadır. Gökalp, kendisinden önce gelen Türk milliyetçilerinin tarih, toplum, millet, kültür, uygarlık, batı ve İslam gibi sorunsallar hakkındaki dağınık düşüncelerini bir araya getirerek sistemli bir fikir hareketine çevir-erek Türk milliyetçiliğinin bir ideoloji haline gelmesine de büyük katkıda bulunmuştur.

Türk milliyetçiliğini, Türk kültürü ile bağdaşlaştıran Erol Güngör ise milliyetçilik kavramına ilmi bir çerçeve kazandırarak, millet ve milliyetçilik kavramlarını duygusal, ideolojik ve yer yer kökü dışarıda olan tanımlardan kurtarıp sosyal realiteye oturtmuştur. Erol Güngör’den önce de Türk milliyetçiliğinin bir kültür hareketi olduğu, ilmi metotlarla Türk milletinin gelişmesini ve refahını sağlamayı hedeflediği bilinmekteydi. Erol Güngör’ün en büyük katkısı bunun nasıl yapılabileceğini somut misalleriyle ortaya koyması olmuştur.

Türk milliyetçiliği günümüzde amacın-dan saptırılarak insanlarda bir alerji olarak önümüze serilmektedir. Bu durumun sebebi olarak, Türk milliyetçiliğinin ‘ırkçılık’ olarak algılanması gösterilebilir. Cezmi Bayram bu durumu şu şekilde özetlemiştir: ‘’Cehaletten düşmanlık yapanlar, Türk milletinin tarihini kendi kaynaklarından değil, yabancı kaynaklardan öğrenenler veya milliyetçilik teorisi hakkında dışarıda ve tamamen Avrupa milletlerinin tecrübesini esas alan şablon değerlendirmelere itibar etmekten dolayı bu hataya düşmektedirler. Avrupa II. Dünya Savaşı ile büyük acılar yaşamıştır. Taraflardan biri ırkçılığı esas alan bir zihniyet sahibiydi. Dolayısıyla milliyetçilik ırkçılık ile eş anlamda kullanılırsa, o takdirde yakın dönemde yaşanan büyük acılar hatırlanmaktadır. Böylece ırkçılığın sebep olduğu felaket, hiçbir ırkçı unsur taşımayan Türk milliyetçilini de suçla-maya vesile sayılmaktadır.’’ Bir kere Türk milliyetçileri ırkçılık yapamazlar. Çünkü ırkçılık Türklerin dini İslam’da yasaktır. Milliyetçi Hareket Partisi’nin ilk Genel Başkan’ı Alparslan Türkeş Türk milliyetçiliğinin tanımını şu şekil-de yapmıştır: “Türk milletinden olmak, Türk milletini sevmek ve Türk devletine sadakatle hizmet aşkı taşımak, vatana bağlılık duygusu içinde bulunmak ve Türk milletinin yükselmesi için elinden gelen her fedakarlığı yapmak ve çalışmak duygusu ve şuurudur.

Bu duygu ve şuuru taşıyan herkes Türk’tür. Kalbinde yabancı başka bir milletin özlemini, özentisini taşımayan, kendisini Türk hisseden, Türklüğü benimseyen ve Türk Milletine, Türk devletine hizmet aşkı taşıyan herkes Türk’tür.”

1980 öncesi kendisini komünizm tehdidi karşısında bir pozisyonda bulan, 80 sonrası terör ve Ermeni sorunu, Yunanistan ile yaşanan meselelerle milletin ve devletin bekasını koruma temelli hareket eden Türk milliyetçiliği; 1991 sonrası soğuk savaşın bitmesi ve 11 Eylül 2001 sonrası dünyada ve Türkiye’de ortaya çıkan yapı karşısında kendine manevra alanı yaratamamıştır. Soğuk savaşın bitmesi, 11 Eylül 2001 ve 2003 ABD-Irak savaşı sonrası Türkiye ve dünya çok büyük bir değişime uğramıştır. Türk milliyetçileri Türkiye’deki ve dünyadaki mevcut statükonun neresinde duracakları konusunda net bir tavır sergileyememiş ve mesaj verememiştir. Türk milliyetçiliğinin Türk siyasal yaşamındaki temsilcisi olarak gözüken Milliyetçi Hareket Partisi’nin son on yıldır sürdürdüğü politika ve söylem bunun birer kanıtı niteliğindedir. 1991 sonrası Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanması Türk milliyetçilerini tarihte haklı çıkarmışsa da milliyetçilerin Türkistan coğrafyasına yaklaşımı duygusal temayülün dışına pek fazla çıkamamış, kardeş ülkelere karşı sistemli bir politika izlenememiştir. Sovyetler Birliği’nin ağabeyliğinden yıllarca çek-en Türk Devletleri için yeni bir ağabey rolünde yaklaşılması bu devletleri ürkütmüş ve Sovyetler Birliği bakiyesi olarak kurulan Rusya için bir tehdit olarak algılanmıştır.

21. yüzyılda küreselleşmeyle birlik-te milliyetçiliklerin hızla etkisinin azaltıldığı ve milli devletin sorgulandığı değişen dünya düzeninde Türk milliyetçiliği fikri yeniden entelektüel boyutta analiz edilmelidir. Milliyetçilik her ne kadar duygusal reflekslerden beslense de sadece gönülleri değil, düşünceyi de besleyen bir milliyetçilik fikri inşa edilmelidir. Maalesef ülkemizde liberaller evrensel değerleri yerelleştiremediği ölçüde, Türk milliyetçileri de yerel değerleri evrenselleştirememiştir.

Küreselleşme sürecine milliyetçi duyarlılıklar açısından bakacak olursak; bu süreçte milli kültürler yıpratılmak-ta, milli kimlikler zayıflatılarak alt kültür ve kimlikler öne çıkartılmaya çalışılmaktadır. Yani milli yapılar ve kimlikler parçalanma tehdidi altındadır. Küreselleşen dünyada milliyetçilik yok edilmeye yüz tutmuştur. Ancak yukarıda da değindiğimiz üzere Türk milliyetçiliği gücünü tarihinden al-maktadır. Türk hükümeti halkların kardeşliği mesajını vererek, her türlü milliyetçiliği ayaklar altına almıştır. Ancak bu yazımda Türk milliyetçiliğinin bir faşizm olmadığını anlatmaya çalıştım. Türk milliyetçiliği bir kültür hareketidir. Türkiye’de yaşayan bir vatandaş etnik kökene bakmaksızın vatanına hizmet etmeye çabalıyorsa, milliyetçilik duygularına sahiptir.

Ancak unutulmaktadır ki, küreselleşmeyle birlikte iletişim ve bilişim çağı yaşanmaktadır. Zaman ve mekan unsurları ortadan kalkarak yerel kültürler, evrenselleşme imkanı bul-muştur. Türk milliyetçilerinin kızıl elması olan Turan Ülküsü, küresel çağda kolaylaşmış, önü açılmıştır. Küreselleşmenin nimetlerinden faydalanarak bu kızıl elmaya ulaşmak için çaba sarf edilmelidir. Ancak yukarıda da bahsedildiği üzere sadece Turan Ülküsü üzerine politikalar üretilmemelidir.

Bu politikalar da Nevzat Kösoğlu’na göre, doksan yıl önceki programa göre dizayn edilerek uygulanmalıdır. Bu programı şu şekilde özetleyecek olur-sak; Büyük Türk Birliğinin kurulması fikri, Türk tarih ve kültürünün ayrıntılı bir biçimde incelenmeli ve değerler-imiz ortaya konulmalı, Türk dilinin sadeleştirilmesi, Muasırlaşmak, milli iktisat ve milli edebiyattır.

Aslına bakıldığında küreselleşme gelişmeleri, esas itibarıyla Türk kültürü için yeni bir olay değildir. Ancak mahiyeti aynı olsa da oluşumların hızı artmıştır. İki yüz yıldan beri, yabancı kültürlerden, mecburi değişmelerle empoze edilen, işlev ve anlamlarını yitirmiş kültür unsurları ve kurumların varlığı Türk milliyetçilerinin itiraz ettikleri noktalardan biridir. Alınan kültürle Türk toplumu ve kültürü arasındaki coğrafi ve toplumsal ve kültürel uzaklık, empoze edilmeye çalışılan unsurun işlev ve anlamını daha çok kaybetmesine yol açmaktadır.

SONUÇ

Küreselleşen dünyada değişmeler meydana gelmektedir. Bu değişmeleri yeniden yorumlamalıyız. Bunu yap-arken milliyetçiliğimizi yeniden sorgulamalıyız. Ama bilmeliyiz ki milliyetçiliğimizin temel duruşu, kıblesi ve temel değerleri kalıcıdır. Hatta bunlara bağlı tekliflerimiz bile çok uzun sürelidir. Öyleyse, asıl değerlendirilme-si gereken şey bu temel değer ve bakış açılarına dayanarak dünyadaki yeni gelişmeleri değerlendirmektir. Bunu yapmaya çalıştığımızda milliyetçi düşünce geleneğinden kopmadığımız taktirde ne kadar sağlam ve kalıcı ölçü ve bakış açılarına sahip olduğumuz görülmelidir.

Bu yazımda küreselleşmenin Türk milliyetçiliğini ne şekilde etkilediğini anlatmaya çalıştım. Sonuç olarak, Türk milliyetçiliği kaynağını Türk kültüründen almaktadır. Yapılması gereken, küreselleşmenin tehdit ettiği Türk kültürünün, yaşatılması ve yayılması için gerekli politikaların uygulanmasıdır.

 

www.adimdergisi.org Sayı – 2 2015

Hakkında Buğra Sarı

Cevap Ver.

Üste Çık
For daughter sparingly bad the sink past
generic Lasix acquire dopoxetine