трамадол ютуб

Rüya’dan Gerçeğe: Cumhuriyet

Rüya’dan Gerçeğe: Cumhuriyet

go here Gönderildi.Eser Alpkaya in 2. Sayı, Adım Dergisi, Felsefe Düşünce, Ütopya

watch İnsanlar var oldukları çevreyi kurdukları hayaller ile dönüştürmeye çalışır. Hayalsiz insan yoktur ve yine hayali olmayan toplumda yoktur. Toplumsal anlamda ideali arayışın en özel ifadesidir Ütopya. Ütopya; var olmayan, hayali yer. Kimi ütopyalar zaman içerisinde gerçekleşir, kimisi gerçekleşmeyi bekler, kimisi ise asla gerçekleşmeyecektir. Bazıları ise tarihin tekerrürü içerisinde sürekli kendini yeniler. Milattan önce 500′lerde Atina’da kurulan demokrasiler 1700’lü yılların monarşilerle yönetilen Avrupası için gerçekleştirilmesi gereken birer hayaldir mesela. Bu hayal Fransız devrimi ile gerçekleşecektir.

купить трамадол в украине Osmanlı’nın parçalanma sürecinde de hastayı iyileştirmek için farklı reçeteler aranacak ve bu ızdırabın içinde ütopyalar türetilmeye çalışılacaktır. Cumhuriyetin ütopyası neydi bunun incelemesine geçmeden önce 19. yüzyılda ve 20. Yüzyılın başlarında kendisi bir ütopya olan cumhuriyete kadar olan döneme göz atalım.

enter site Türk edebiyatında ütopya olup olmadığı uzun süre tartışıla gelmiştir. Yapılan incelemeler ile özellikle tanzimat, meşrutiyet dönemleri ve cumhuriyetin kurulum safhaları gibi kritik dönemeçlerde batıdaki ütopya tarzında kaleme alınan eserlerin bulunduğu sonucuna varılmıştır. Bunlardan öne çıkanlar siyasi rüyalar olarak yazılan eserlerdir. Bu eserlerin neden rüya tarzında yazıldığının cevabı ise dönemin sosyopolitik özel-liklerinde aramak gerekir. Konuşulması tabu olan ütopik uç konulara değinilen ve dönemin yöneticilerinin hoşuna gitmeyeceği muhtemel olan bu eserler bir muhalefet etme yöntemi olarak kullanılmıştır. Özellikle Ziya Paşa ve Namık Kemal gibi birinci meşrutiyete giden yolda önemli izler bırakan hem döneminde, hem de sonrasında birçok kişiyi etkileyen kişilerin ‘rüyaları’ bunların arasın-da en önemlerindendir.

follow site Ziya Paşa Londra’da bir parkta gördüğü rüyasında padişah Abdulaziz’e meclis yönetimine geçmesinin faydalarını uzun uzun anlatırken, Osmanlı’nın genel durumunun vahameti hakkındaki görüşlerini aktarır ve başta bu durumun baş sorumlu olarak gördüğü Sadrazam Ali Paşa’nın görevden alınması olmak üzere çözüm önerilerini çekinmeden sıralar. Namık Kemal ise rüyasında hürriyet perisi olarak adlandırdığı hayali varlık üzerin-den esaret altında yaşadığını düşündüğü halka seslenir, onlara hürriyetin önemini anlatmaya çalışır ve onun için mücadele etmeye çağırır. Ecdat ile övünmenin bir fayda getirmeyeceğini, yapılması gerekenin örnek nesiller yetiştirip ülkeyi ileri bir safhaya taşımak olduğunu belirtir. Rüyanın sonuna doğru hürriyet perisi kendini Namık Kemal’in idealize ettiği vatana bırakır. Gelişmiş bir vatanın özelliklerini anlatır ve bunun özgürlük, millet iradesi, hükümet ve bilinçli çalışkan vatandaşların oluşturduğu adaletli bir toplum yapısıyla ulaşılabileceğini söyler.

enter site Genç Osmanlıların önemli iki fikir adamı tarafından kaleme alınan bu eserlerde vurgulanan bu idealler sonraki dönemlerde de devam edecek ve gerçekleştirilmeye çalışılacaktır. Rüya şeklinde kaleme alınan eserler haricinde İsmail Gaspırala’nın Darürahat Müslümanları ve Kadınların Ülkesi gibi eserleri bize özgü ütopik eserler olarak tanımlanabilir. Gezi notları olarak kurgulanan ‘Darürrahat Yahut Acaip Diyar’ı İslam’ 1887 yılında Tercüman gazetesinde yayınlanır. Molla Abbas isimli karekterin Endülüsü ziyareti sırasında yine yarı uykulu ,yarı uyanık bir haldeyken kendini bir anda kimsenin bilmediği Darürahat Ülkesinde bulur. Bilimde ve teknikte son derece gelişmiş olan bu müslüman ülke onu kendine hayran bırakır ve Molla Abbas’ın kendi toplumunu sorgulamasına neden olur.

http://onayamikaiketsu-concier.com/bace/amfetamin-v-voronezhe-kupit.html Gaspıralı’nın yapıtlarında kadınların toplum içinde-ki yerine de geniş yer verilmektedir. Mesela Darürrahat Ülkesinde kadınlar medeni ve sosyal haklar bakımından erkeklerle eşittirler. Kadınların memur olması ya da siyasetin içinde olması toplumsal bir gelenek kabul edilir. Gaspırala’nın bu konuya biraz da mizahi bir açıdan yaklaşan, yine Molla Abbas’ın gezi notları olarak kurgulanmış diğer önemli eseri ise 1890 yılında Tercüman Gazetesinde yayınlanan Kadınlar Ülkesi’dir. Bu ütopik eserde kadınlar ve erkekler toplumsal yapıda rol değiştirmiştir. Ülke kadınlar tarafından yönetilmekte ve sosyal yaşamda kadınlar ön planda olup erkeklerin baskı altında olduğu, kendilerini kadınlardan korumak için örtünmek zorunda kaldığı ironik bir toplum yapısı tasvir edilmektedir.

почему амфетамин розовый İlerleyen yıllarda Hüseyin Cahit Yalçın’ın ortakçı bir yaşam hayal ettiği Hayat-ı Muhayyel gibi eşitlikçi ütopyalarda kaleme alınacaktır. Yine Eşitlikçi ütopyalara, nazım şeklinde kaleme alınmış ve bir alevi ütopyası olarak ifade edilen ‘Rıza Şehri’ örnek gösterilebilir. Yazarı ve tarihi kesin olarak bilinmeyen bu dörtlüklerden ufak bir kesit: ‘

http://oetterlidruck.ch/pab/ekstraktsionniy-opiy.html Daldım hayalimin derin bahrına

follow Vardım erenlerin Rıza Şehri’ne

Bir demi mekanmış insan ehline

Benlik yok dediler rızamız birdir

Götürdüler beni mihman ettiler

Bin bir taam ile sofra kurdular

Ne bir hile ne de fesat güttüler

Çünkü emeğimiz hazımız birdir

Paydos eylemişiz pula paraya

Ne lüzum var padişaha saraya

Biz bir hak düzeni kurduk buraya

Nefsi benlik yoktur özümüz birdir…’

Ziya Gökalp’in ‘Turan’ ve Kızılelma şiirlerinde de ütopik izlere rastlamak mümkündür. Turan’da ‘Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan;/ Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan’ demiş ve dünyadaki bütün Türkleri bir arada toplayacak hayali ülke Turan’ı işaret etmiştir. Yine Ziya Gökalp’in 1913 tarihli ‘Kızıl Elma’ şiirinde hayali bir ülke tasvir edilecektir:

“Kızılelma yok mu? Şüphesiz vardır;

Fakat onun semti başka diyardır…

Zemini mefkûre, seması hayâl…

Bir gün gerçek, fakat şimdilik masal…

Türk medeniyeti taklitsiz, sâfî

Doğmadıkça bu yurt kalacak hafî”

Türk mitolojisinde önemli bir yere sahip olan Kızıl Elma ülküsünü bu şekilde Gökalp yeniden canlandırmaya çalışacaktır. Kızıl Elma ile ilgili iki önemli eser daha saymak mümkündür: Ömer Seyfettin Kızıl Elma Neresidir? İsimli hikayesinde, Kanuni Sultan Süleyman Kızıl Elma’nın neresi olduğunu merak eder ve bunu yanındaki danışmanlardan ve askerlerden öğrenmeye çalışır. Bu hikayede Kızıl Elma’nın halkta var olan bir örf olduğu ve özellikle orduyu motive etmek için kullanılan ve padişahın belirlediği ulaşılması gereken bir yer olarak kavramlaştırılır. Bir diğer eser de Ragip Şevki Yeşim’in 1971 tarihinde yazılmış Kızıl Elma isimli romanıdır. Roman Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u feth ettikten sonra yeni kızıl elma olarak Roma’yı belirlemesini ve bu amaç için İtalya’ya yerleştirdiği casusların başından geçenleri anlatır.

Cumhuriyet dönemini etkiliyen önemli eserlerden biri olarak kabul edilen ve dönemin radikal batıcı ve pozitivist aydını olarak tanımlanan Abdullah Cevdet’in İctihad dergisinde yayınlanan Pek Uyanık Uyku adlı eseri de değinilmesi gereken metinler arasında. Kitabında fesin kaldırılmasından, latin alfabesine geçilmesine, kadının sosyal yaşamdaki öneminden, hukuki reformlara ve tekke ve zaviyelerin kapatılmasına kadar daha sonra hayata geçirilecek birçok hususa değinilmiş.

Cumhuriyete giden yolda bu ve bunun gibi metinler-in önemli bir referans noktası teşkil ettiğini rahatlıkla

söyleyebiliriz. Bu çerçevede Mustafa Kemal’de Cumhuriyet idealini gerçekleştirme konusunda şüphesiz ki bu arka plandan yoğun bir şekilde etkilenmiştir.

Bir ütopya olarak muasır medeniyetler Özellikle Tanzimat’tan bu yana aydınlar arasında farklı türlerde de olsa bir ülkü haline getirilmiş Cumhuriyet’in ,Mustafa Kemal ve arkadaşlarının başarıyla yönettikleri Milli Mücadele sonucunda adım adım hayata geçirilmesi aslında bir anlamda bir ütopyanın gerçekleşmesiydi.

Bu andan itibaren aynı Ziya Gökalp’in Kızıl Elması’nda olduğu gibi, ki Mustafa Kemal’in Gökalp’ten çok etkilendiği hep dillendirilir, yeni ‘kızıl elma’ olarak ilk başta ‘muasır medeniyetler seviyesini ulaşma’, daha sonrasında ise hiç ulaşılamayacak ama hep peşinden gidilecek bir ülkü olarak ‘muasır medeniyetlerin üstünü çıkma’ ideali benimsenecektir.

Peki neydi muasır medeniyetler seviyesine hatta onun da üstüne çıkma ideali?

Bunu doğru kavrayabilmek için 1920’li yılların başında Anadolu coğrafyasını zihnimizde doğru canlandırmamız gerekiyor. Savaşlardan bitkin düşmüş, koca imparatorluğun yükünü hem savaşta hem barışta yıllarca sırtında taşımış, çoğunluğu köylü Türk nüfusundan meydana gelen, oku-mayazma seviyesi alt seviyelerde olan bir halk. Kadınları toplum hayatından soyutlanmış, niteliksiz din adamları tarafından verilen din eğitimi ile zihinleri hurafelerle doldurulmuş insanlar.

Bu insanlar ki aslında hem yaşadıkları coğrafya ile, hem mensubu oldukları dinin aydınlık döneminde, hem de inşa ettikleri devletleriyle büyük bir medeniyetin mirasçıları. Şu anda ise bilimde, teknikte batı tüm ihtişamıyla medeniyet bayrağını devralmış.

Her ne kadar bu vecize ile burada o dönemde batı medeni-yeti kast ediliyorsa da , somut bir tanım yapılmamasının nedenlerinden biri medeniyetlerin insanlığın ortak malı olarak görülmesinden kaynaklanmaktadır. Bu manada gün gelir medeniyetin adı değişir ama cumhuriyetin amacı sürekli kendini yenileyerek onu takip etmek olacaktır. Cumhuriyetin yeni ‘kızıl elması’ budur.

Burada Atatürk döneminin toplumu reforme etme anlamın-da kendine referans noktası olarak aldığı ve yetiştirmek istediği cumhuriyet insanına örnek gösterdiği kitaplara

göz atıldığında Atatürk’ün askeri liselerde okultulmasını istediği Beyaz Zambaklar Ülkesi kitabının özel bir yeri olduğunu vurgulamak gerekir. 1923 yılında Grigoriy Petrov’un kaleme aldığı bu kitap 1800’lü yılların Finlandiyasında yaşanan büyük dönüşümü anlatıyor. Kitapta; Asker, din adamı, profösör, öğretmen, doktor, iş adamları dahil olmak üzere toplumun tüm unsurları büyük bir dayanışma içerisinde Finlandiya’yı nasıl geri kalmışlıktan kurtardıkları ve ülkenin aciz, bataklıklar ülkesinden bir avuç idealist insanlar öncülüğünde nasıl beyaz zambaklar ülkesi haline geldiği akıcı bir dille anlatılmış. Bu hareketin baş kahramanı Snelman’ın güzel aydın tarifi hala günümüz içinde geçerli:

“Aydın olmak, modaya uygun elbiseler giymek ya da kolalı yakalık ve modern şapka takmak değildir. Halk size, iyi bir maaş almanız ve akşamları sözde okuma salonların-da kağıt ve domino oynamanız için okutup eğitmedi. Bu durumda siz, aydından daha çok, çürümüs aydın oluyorsunuz. Siz halkı aklını, halkın iradesini ve gücünü halkın vicdanını harekete geçirmek mecburiyetindesiniz. Halkın fikrini uyandırmalısınız. Köylüyü, işçiyi, ve toplumun alt tabakalarını nasıl iyi yaşanır, nasıl iyi yaşam koşulları yaratılır diye eğitmek zorundasınız.”
Erken Cumhuriyet dönemi toplum idealini anlamak için bir diğer önemli eser ise 1931 yılında Atatürk’ün manevi kıza Afet İnan’a yazdırdığı ve liselerde ders kitabı olarak okutulmasını istediği Vatandaş için Medeni Bilgiler kitabıdır. Bu kitapta Türk tarihinin kökenlerine değinilmiş olmasıyla birlikte, bilinçli olarak ortak geçmiş ve bir arada yaşama duygusu temelinde, kültürel bir vatandaşlık tanımı yapılmıştır. Laiklik vurgusu etrafından İslam diniyle Türklerin, Farsların ve Arapların bir millet olamadığı, İslamiyet’ten önce de Türklerin büyük bir millet olduğunu ve İslamiyetle birlikte Türklerin milli his ve duygularını gevşettiğini ifade edilmiştir. Türkiye’de sınıfsal çelişkilerinin olmadığı ve kooperatifte bir toplum yapısının mevcut olduğuna değinilmiştir . Türker’in tarih boyunca demokrasi anlayışı içerisinde bir yönetim biçimi ile yönetildiklerini ancak bu noktada saltanatla yönetilen son tarihi devletlerin padişahlarının despotça iktidarlarını devam ettirmişleri dile getirilmektedir. ‘Demokrasiye Muhalif Asri Cereyanlar’ başlığı altın-da Bolşevik nazariyesi, ihtilalci sendikalizm nazariyesi, menfaatlerin temsili nazariyesi’ olarak üç tehlikeye işaret edilmiş ve hürriyetin önemi şu şekilde vurgulanmıştır: Türk, istibdat ve esaret zincirlerini parçalayabilmek için dâhilî ve haricî düşmanlar­ karşısında hayatını ortaya attı; sayısız fedakârlıklara katlandı; muvaffak­ oldu; ancak onsan sora hürriyetine sahip oldu. Bu sebeple hürriyet Türkün hayatıdır.

Bu noktada Atatürk üzerinden farklı siyasi kanatlardan yapılan spekülasyonları engelemek için Medeni bilgiler kitabının, onun düşüncülerini anlamak bakımından önemli olduğunu düşünüyorum. Tarihi bir şahsiyet olarak onun olumlu ya da olumsuz anlamda siyasi bir malzeme haline dönüştürülmesine ancak bu şekilde; güvenilir kaynaklardan bilgi edinerek engel olunabilir kanısındayım.

Erken cumhuriyet döneminde ‘ütopik’, geleceğe yönelik bir kurgu metin ve yazıldığı 1930 yılında yaşanan gelişmelere bir eleştiri olarak kaleme alınan Ahmet Ağaoğlu’nun Serbest İnsanlar Ülkesi değineceğimiz son eserdir. Döne-min önde gelen isimlerinden, daha sonra Fethi Okyar ile Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Atatürk’ün yönlendirmesiyle çekirdek kadrosunda bulunan Ali Ağaoğlu’nun bu kitabı yine kurulacak olan partiye de esin kaynağı olacaktır. Liberal görüşleri benimseyen Ağaoğlu bu kitabında bireyin özgürlüğünü merkeze alan bakış açısıyla o dönem yapılan devrimleri eleştirir. Kitabını esaretten kurtulmuş kahramanının Serbest İnsanlar Ülkesi’ne seyahati üzerine kurgulayan Ağaoğlu, dolaylı yoldan kendi hayat hikayesini de kurguya aktarır. Kitabında Ağaoğlu toplum yapısının temelini demokrasi,bireycilik, özgürlük, kişisel feragat, serbest rekabet ve toplumsal dayanışma fikirleri üzerine kurmuştur. Kendisi de özünde Cumhuriyet değerlerine bağlı bir aydın olmasına rağmen, 20’li yıllarda desteklediği hareketin daha sonra git gide otoriter eştiğini ve liderinin putlaştırıldığını savunur. Bu fikirleri nedeniyle Ağaoğlu’nun içinde bulunduğu gazete, dergi, parti vb. gibi oluşumlar hep bir engele takılmıştır.

İnönü ile arasında geçen şu diyalog onun duruşunu bize aktarmaktadır.

İsmet İnönü: Meclis’te serbestsizlikten bahsettiniz. Siz ne zaman söz istediniz de verilmedi? Veyahut söylemekten men edildiniz?

Ağaoğlu: Resmen cevap isterseniz hiçbir zaman, fakat hakikati isterseniz daima! Çünkü serbesti öyle bir şeydir ki sizi kuşatan havadır. O hava kurutulursa elbette ki kimsede ne söz istemek, ne söz söylemek isteği kalır”

Kitapların dışında cumhuriyet ve ütopya başlığı altında şüphesiz ki bize has bir eğitim modeli olarak Köy Enstitüleri’nin adını anmamak olmaz. Teorik, sadece kitaba dayalı öğretim yerine ‘iş için iş içinde işle eğitim’ ilkesi temelinde pratikle bütünleşmiş bir modeli yeni cumhuriyet insanını yetiştirme ideali çerçevesinde geliştirilmiş, ancak uzun soluklu olmamıştı.

Yine şehir tasarımı anlamında bir kasabadan başkente dönüşüm sürecinde bozkırın ortasındaki Ankara’nın önemini bu konuda vurgulamak gerekir. Ankara bu topraklara olan inancın simgesidir bir nevi. Atatürk ve arkadaşları için ütopya olarak algılanan şehrin çağdaş bir yerleşim yerine dönüştürebilmek için çok masraf edilmiştir. Ancak şehrin sağlıklı büyümesi için imara açılmak üzere satılan arsaların yönetici elit kesim tarafından da bir ranta dönüştürülmesi Ankara’nın handikabı olmuştur. Fatih Rıfkı Atay Ankara’nın imarında yaşanan sorunları şu şekilde dile getirmiştir:

“Ankara’da milyonlar çalınmıştır. İstanbul’da milyonlar vurulmaktadır.

Sabit olmuştur ki, Mustafa Kemal, şapka ve Latin harfleri devrimlerini başarabilecek kadar kuvvetli bir idare kurmuş, fakat bir şehir planını tatbik edebilecek kadar kuvvette bir idare kuramamıştı.”

Buna rağmen ufak bir bozkır kasabasından tüm Anadolu’ya umut saçması için bir metropol meydana getirilmesi sağlanmıştır. Ancak bu durum nicelden nitele dönüşümü sağlayamamıştır.

Yazıyı burada sonlandıralım. Elbette ütopya ile cumhuriyeti eşleştirdiğimizde daha birçok örnek çıkarmak mümkün. Girişte değindiğimiz gibi Cumhuriyet’in kendisinin tazimattan bu yana bir ütopya, bir rüya olarak öne çıkması onu hayata geçirenlere de daha ulaşılamaz ütopyalar için güç kaynağı olacaktır. Bu kapsamda tüm ütopyalar gibi Cumhuriyet’in üÜtopyası’da totali aryan öğeler içerir. Kendi tasarımını, kendi doğrusunu hayata geçirmek için baskı oluşturmaktan çekinmemiştir. İdeal olanı, görünmeyeni, görünür kılabilmek için bunu bir ihtiyaç olarak görmüştür.

www.adimdergisi.org 

Sayı 2 – 2015

Hakkında Eser Alpkaya

Cevap Ver.

Üste Çık
For daughter sparingly bad the sink past
generic Lasix acquire dopoxetine