http://www.5storona.ru/dast/19.html

Yaşar Kemal ve Rıfat Ilgaz Üzerinden Sanat ve Sınıf İlişkisi

Yaşar Kemal ve Rıfat Ilgaz Üzerinden Sanat ve Sınıf İlişkisi

go to site Gönderildi.Veli Reçber in 3. Sayı, Adım Dergisi, Felsefe Düşünce, Yazarlar

go to link SANAT VE SINIF İLİŞKİSİ

купить белый порошок Володарск Antropolojik bulgular ve sosyolojik araştırmalar tarihin her döneminde insanların ya topluluk halinde ya da toplum halinde yaşadığını ortaya koymaktadır. Toplumsal bir varlık olan insanoğlu tarihin her döneminde içinde yaşadığı toplumda bir sınıfın unsuru olmuştur. İlkel komünal dönemlerden, köleci toplumlara; köleci toplumlardan feodal toplumlara, feodal toplumlardan kapitalist modern toplumlara ve kapitalist modern toplumlardan günümüz post modern/bilgi toplumluna dek insanlık ve insanlığın içinde yaşadığı toplum sınıflar halinde yaşamış ve bu sınıfların birbiri ile olan ilişkisi ile günümüze evrimlenmişlerdir.

go Sosyal bilimlerde toplumsal değişmeyi açıklayan bir çok düşünce sistemi ve farklı birer disiplin olarak bilim dalları vardır. Bu düşünce sistemleri ve bilim dalları insanlık tarihi ve sınıflar tarihini sınıf bilincinin farkında olmadan çeşitli teoriler ve yasalar temelinde ortaya koy-maya çalışmışlardır. Kuşkusuz bu düşünce sistemleri ve kuramlar içinde toplumsal değişmeyi ve sınıf bilincini siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel analizini materyalist bir yorumla, toplumların evrimini diyalektiğin metodolojik kuralları ile sistemleştirerek ve teorileştirerek ortaya koyan Karl Marx ve F. Engels olmuştur. Marx bunu komünist manifestoda şöyle açıklar:

enter site ‘’Bu güne kadar ki tüm toplumların tarihi, sınıf mü-cadeleleri tarihidir. Özgür ile köle, Patrisyen ile pleb, senyör ile serf, lonca ustası ile çırak, kısacası ezen ile ezilen birbiriyle sürekli bir karşıtlık içinde bulunmuş, birbirine karşı gizli ya da açık kesintisiz bir mücadele sürdürmüş, bu mücadele ya tüm toplum yapısının devrimci bir dönüşümüyle, ya da mücadele eden sınıfların hep birlikte çöküşüyle sonuçlanmıştır’’ ( Marx, Engels, 2008: 22).

http://www.arthafriyat.com/good Marksist düşünce sistemine göre bir toplum alt yapı ve üst yapıdan meydana gelmektedir. Alt yapı ve üst yapı karşıtların birliği yasası temelinde sürekli etkileşim ve çatışma halindedir. Karl Marx bu etkileşim sonucunda alt yapının her zaman üst yapıyı belirlediğini ortaya koyar. Marx alt yapı ve üst yapı arasındaki ilişkiyi ‘’Ekonomi Politiğin Eleştirisi’’ adlı kitabının önsöz başlıklı eserinde değerlendirmiştir. Bu eserinde bu iki yapı arasındaki ilişkiyi şöyle açıklamaktadır: ‘’Uzun uzadıya uğraştıktan sonra eriştiğim ve bütün incelemelerime öncülük eden genel kanaatlerimi şöyle özetlemek mümkündür. İnsanlar toplumsal üretim işinde, zorunlu ve iradelerinden ileri bağımsız olan belirli bir takım ilişkilere girişirler; bu üretim ilişkilerini, üretim ilişkilerinin toplamı da toplumun ekonomik yapısını meydana getirir. İşte toplumsal bilincin belirli biçimlerini karşılayan kanun ve politik üst yapılar hep bu gerçeklik hep bu gerçek temel üzerine kurulmuştur. Maddi hayattaki üretim biçimi politik tinsel yani manevi toplumsal oluşumların genel karakterini belirtir. İnsanların bilinci geçim yolunu belirtmez, tam tersine geçim yolu onların bilincini belirler’’ (Füredi, 2001: 224-228).

Alt yapı ve üst yapı arasındaki ilişki de bir ayrıma gidecek olursak Marksist teoride toplumsal düzenin ekonomik temeli, alt yapıyı oluşturur. Yani bir toplumda alt yapı, ekonomik ilişkiler ve üretim biçimlerinin tümüdür. Bir toplumun sosyo-ekonomik ilişkilerinin belirlendiği alandır. Toplumun başka bir topluma evrimi ile bir düşün-cenin başka bir düşünceye evrimi, üretim sürecinin tüm ilişkileri ve üretim araçları arasındaki ilişkinin karakteristik formu bu yapı tarafından belirlenerek alt yapı da mey-dana gelir. Ve alt yapı aşamasında genel olarak Marksist düşünce iki temel sonuç ortaya koyar: Birincisi, alt yapı o toplumun ekonomik alt yapısının ve üretim ilişkilerinin zorunlu bir sonucu olarak sınıfların oluştuğu ve bir-birleriyle etkileşim içinde bulunduğu yapıdır. Ekonomik yapının bu aşamasında üretim ilişkisi bu farklı iki sınıf arasındaki ilişkilerin belirlediği üretim biçimi ile üretim araçlarının özel mülkiyeti konusunu oluşturur. İkincisi, toplumun karakterinin ekonominin doğası tarafından belirlendiğini söylemiştik. Bir toplumda sosyal değişmeyi tarih boyunca sınıflar arasındaki çatışmanın sağladığını ortaya koyan Marksist düşünce toplumların başka bir topuma evrimini tarih boyunca sınıflar arasındaki çatışmanın sağladığını, materyalist yorumla, diyalektik ve evrimci bir bakış açısı ile ortaya koyar.

Kısacası, Marksist düşüncenin ortaya koyduğu bir toplu-mu meydana getiren iki temel yapı olan alt yapı ve üst yapıyı sosyal bilimlerde akademik bir dille formülleştirecek olursak bir toplum iki yapıdan meydana gelmektedir. Bu iki yapıdan ilki alt yapıdır. Alt yapı, o toplu-mun ekonomik yapısıdır. Bu yapıda o toplumun üretim biçimi, üretim ilişkileri ve üretim araçlarının toplumdaki sınıflar açısından durumu ve konumunu belirlenir. Marx’a göre alt yapı üst yapıyı belirler. Toplumu meydana getiren diğer bir yapı ise üst yapıdır. Üst yapı alt yapı tarafından yani ekonomi tarafından belirlenen herşeydir. Yani o toplumdaki, siyaset( siyasi ideoloji, siyasal rejim), kültür, inanç, sanat, vb. herşeyi belirler.

İşte bu bölümde sınıflar açısından sanat ve sınıf ilişkisini irdeleyerek günümüz toplumlarında içinde yaşadığımız toplumda ve coğrafya da sanatı sınıf bilinciyle el alarak insan, örgütler ve toplumları inceleyeceğiz.

SANAT VE SINIF İLİŞKİSİNDE İDEOLOJİK

TARTIŞMA

 

Egemenlerin Tipleştirdikleri Biz

Sanatın kitleleri etkileme ve yönlendirme gücü, bugün kimsenin yadsımadığı bir gerçek. İnsanlık tarihinin başından bu yana egemenler ve ezilenler, bir üstyapı kurumu olan sanatı kendi ideolojilerini sistematik olarak yayma ve algı yönetimi amacı doğrultusunda kullandılar; egemenler ezilen kitleleri ideolojik baskı altında tutmak, sömürünün ayrımına varmalarını, bilinçlenmelerini ve sisteme karşı mücadele etmelerini önlemek amacıyla onları, kendi ideolojileri doğrultusunda sanat yapan sanatçıların ürünleriyle etkilediler, yaşam tarzı ve söylemleri ile yönlendirdiler. Bu olgu, her şeyin alınıp satıldığı, her şeyin metalaştırıldığı günümüzde de ege-menlerin ezilenleri kontrol etme ve yönlendirmek amacıyla kontrol mekanizması düşüncesi ile derinleşerek devam etmektedir. Yeni Dünya Düzeni’nin ideologları, ülkemizde ve dünyanın her yerinde, geniş emekçi yığınlarını kendi istedikleri doğrultuda etkilemek; sorgulamayan, karşı çıkmayan, yalnızca tekeller için çalışan ve düşünmeden tüketen tek tip insan oluşturmak için, birtakım sanatçı figürleri, idoller yaratarak onların aracılığıyla kitleleri etkilediler. En çok müzik alanında görülen bu etkileme, sinema, tiyatrodan edebiyatın çeşitli dallarına kadar kendini göstermiştir.

 

Alternatif Sanat

Ezilenler açısından sanata baktığımızda geçmişten günümüze dek, sistemi eleştiren, sorgulayan, emekçi sınıfın bilinçlenmesini sağlayarak edebiyattan, müziğe; müzikten resime ve resimden sinemaya, sinemadan her türlü sanat anlayışına uzanan, farkındalık yaratan sanat anlayışı ve ezilenlerin bağrından çıkan sanatçılarda her dönemde olmuştur. Amacı, egemen sınıfın hakim ideolojisinin yaratmak istediği insan tipini, modernitenin ya da postmodernitenin kıskacında olan işçi sınıfını sorgulayarak, düşündürerek, eleştirerek içinde bulunduğu yaşam koşulları açısından farkındalık yaratarak emekçi sınıfların, duygu ve düşüncelerini, istemlerini kapsayan ve ifade eden alternatif bir sanat anlayışı olarak ortaya çıkan proletarya sanat anlayışının varlığı ile karşılaşmak-tayız. İşçi sınıfının bir üst yapı kurumu olan sanat anlayışı ile sistemi sorgulamaya başlaması, eleştirel yaklaşım ve yorumlarla sistem analizini ortaya koyan müzik, sinema, edebiyat ürünleri vermesi ile birlikte burjuva tarafından bu durum engellenmeye, sansürlenmeye ve yok edilmeye çalışılmıştır. Birçok sanatçı cezaevine girmiş, bir çoğu katledilmiştir. İşçi sınıfının sanatı, ortaya koyduğu sinema, müzik, edebiyat, şiir, resim, tiyatro ve heykeltraş gibi bir çok sanat dalında sansürle karşı karşıya kalmıştır.

Sınıf bilinci olmayan, kendiliğinden işçi ve emekçi halk kitlelerinin; egemenlerin istedikleri doğrultuda düşünmesi, kendisine sanatçı olarak sunulan figürleri sorgu-lamadan kabullenmesi, estetik düzeyinin bu doğrultuda oluşması uygulanan politikanın bir sonucudur, doğal karşılanabilir. Ancak, sınıf bilinci edinmiş, sistemi ve uygulamalarını sorgulayan, buna karşı mücadele eden örgütlü emeğin, aydın ve demokratların artık kendi düşünce sistemine uygun davranış ve çaba içinde olması gereklilikten öte zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bir üst yapı kurumu olan sanatın sınıf bilinci ile olan ilişkisini ideolojik tartışmasını ve önemini yukarıda ortaya koyduk. Kitle iletişim araçlarındaki işitsel ve görsel teknolojik gelişmeye paralel olarak günümüzde önemi kat kat artan sanat ve sınıf bilinci ilişkisinin kıskacındaki insanlar üzerindeki etkisini düşünerek insanların yönlendirilmesi ve kontrol edilmesi, egemen sınıfın kendi hakim ideolojisinin insan tipini yaratma çabalarını ve ideolojik akıl tartışmalarının bir kez daha detaylı tartışılması gereği ortaya çıkmaktadır. Tarihsel süreci içinde cumhuriyet tarihimizde sanat ve sınıf ilişkisini başta edebiyat, sinema, müzik olmak üzere çeşitli sanat dallarında inceleyeceğiz.

 

YAŞAR KEMAL

Yaşar Kemal, güneyin işçi sınıfından gelme, bekçilik yapmış ve tarlalarda çalışmış bir yazarımızdır. Halkın mitolojik öykülerini ya da işçi sınıfının efsanevi hale getirdiği halk kahramanlarını sade ve yalın bir dille halkın diliyle bize anlatan kişidir. Hikayelerinde, romanlarında güneyin pamuk ve tütün işçilerini, Çukurova’nın bereketli topraklarında çalışan ırgatları bulabilirsiniz. Edebiyat ve Politika dergisine verdiği bir röportajda kendisini şöyle anlatır Yaşar Kemal : Ta çocukluğumdan bu yana, kendimi bildim bileli, okur-yazar değilken bile şiir söylerdim. Sonra folklor çalışmaları yaptım. Röportajlar yazdım. Hikayeler, romanlar yazdım. Çalışma tarzım gösteriyor ki, halktan yana, halkla birlikte işini gören bir sanatçıyım. Benim kişiliğimi ve sanatımı halktan ayırmak mümkün değil. Yirmi yedi yaşıma kadar halk içinde, halkla birlikte çalıştım. Yani bir kol emekçisiydim. 1951’de İstanbul’a geldiğimde, elimde bir kitaplık hikaye vardı. Örneğin, benim dünyaya çıkmış ilk eserim İnce Memed değildir, “Bebek” hikayesidir. Önce Fransızcaya çevrildi, sonra İngilizceye, İtalyancaya, Rusçaya, Romenceye, birçok dillere. Son yirmi yılın dünyada çıkmış birçok hikaye antolojisinde “Bebek” hikayesini de buluruz. 17-18 yaşlarımda bende sol düşünce belirmeye başlamıştı. Sanatım onunla tay gitti, yani paralel. Ben iki şeye inanırım. İki şeyin sonsuz gücüne, sonsuz yaratıcılığına, sonsuz değişimine; halk ve doğa. Sanatımı halkımla birlikte, onun büyük yaratıcılığı ile birlik olarak, onun için yaparım. Politikam da sanatımdan ayrılmaz. Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş, sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi… Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün ha-yatımla onun karşısındayım. Benim sanatım, içinden çık-tığım sınıfın yani proletaryanın çıkarlarının emrindedir. Ben etle kemik nasıl biribirinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim. Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum.

 

RIFAT ILGAZ

Rıfat Ilgaz bir mizah ustası ve şair halkı güldüren düşündüren bir insandı…Bu ülkenin sanatçılarının, aydınlarının Sivas’ta Madımak Oteli’nde yakılmasının acısına dayanamayarak yazmaya ve yaşama otel yangınından dört gün sonra veda eden şair…

2 Temmuz 1993 sivas Madımak Oteli’nin yakılmasın-dan sonra otelde bir çok şair, yazar ve aydın arkadaşının yanarak ölmesinden 4 gün sonra olayın üzerindeki etki-siyle 7 Temmuz 1993’te hayata veda eder. Rıfat Ilgaz’ın ölmeden önce Sivas’taki olaylardan çok etkilendiğini ve son olarak yazdığı bu ölümle yaşamın ve insan olmanın anlamı kalmadı adlı yazısıyla yazarlığı bıraktığını ve 4 gün sonra da yaşama gözlerini kapamıştır.

Yaşamla ölümün bir anlamı kalmadı. Her şey yalama oldu!”

Artık hiçbir şeye inanmıyoruz. Yaşama da inanmıyoruz. Artık yaşam yalama oldu. Evden dışarı çıkmamak mı lazım? Bizim aklımız ermez oldu. Asım benim çok eski dostum. Benim için yıllarca çalışıp değerli kitaplar yazan bir yazar.

Yazar, kitapları yalnız kendisi için yazmaz. Kitaplar birer sevgi derlemeleridir. Asım aylarca yıllarca benim-le yattı, kalktı. İyi günlerimde gülmüş; hapishanelerde, kelepçelerde ağlamış. Gözlerinin önünde 81’de kelepçeli-yim. Asım yanımda. Türkiye’de, yaşama da ölüme de inanılmıyor. Asım Bezirci yaza yaza kayboldu gitti işte. İnsanca yapabileceğimiz tek şey, şimdi Asım’ı saygıyla anmak.”

Peki ya Nesimi Çimen… Acaba haberleri var mıydı otel önünde toplanan ve oteli yakanların Nesimi’nin ne kadar büyük bir ozan olduğundan, curası ile hümanizm felsefe-si yaptığından…Hiç dinlemişler midir Nesimi’nin Barış Güvercini adlı türküsünü…

 

Ya da diğerleri, Karikatürist Asaf Koçak mesela … şimdi kim çizgilerle bize hayatı sorgulayacak, kim çizgilerle bizi düşündürecek…kirasını bile ödüyemiyordu o çocuk…her sabah ev sahibine görünmemek için erken-den çıkardı evden… Metin Altıok, şair ve büyük düşünür… Muhlis Akarsu büyük ozan…Behçet Aysan tıp doktoru ve o güzel şair… Ya o 22 yaşındaki çocuk , hani şelpeyi bulup çalan… ütopyalar ülkesinin ateş hırsızı, Anadolu farklı bir coğrafyadır, kuzeyden güneye; doğudan batıya farklı kültürler ve folklorik değerleri taşıyan bir coğrafyadır. O çocuk gidip bu farklılıkları bulup kendi köyünde yoğurup insanlığa sunardı köy türküleri edasıyla… Ne demişti bize hatırlayın … Şairler şiir yazar, ressamlar resim yapar, bir heykeltraş heykeltraş yapar, yazarlar halkın hikaylerini ve duygularını öyküleştirir ve romanlaştırır. Biz ozanlarda saz çalar türküler söyleriz Peki biz tüm bunları niçin yapıyoruz… Dünya alışkanlıklarından değil sevgiyle dönsün diye…

Ben artık yazmayacağım, yazamayacağım benden bu kadar… artık yaşamı ve insanlığı, ve insanı ateş ile terbiye eden bir Tanrıyı herşeyi ile sorguluyorum.

Hitler ordusu Almanya’da ve Avrupa’da tüm kütüphaneleri yaktı. Firavunlar piramitlerin içindeki tabletleri yaktı. Ama insanlık tarihi boyunca aydınları, yazarları, şairleri, ozanları, çocukları bir binaya koyup yakmamıştı. Şimdi o da oldu… Diyecek fazla bir sözümüz yok aslında…

 

Veli Reçber

www.adimdergisi.org – Sayı – 3 – 2015

 

Hakkında Veli Reçber

Cevap Ver.

Üste Çık
For daughter sparingly bad the sink past
generic Lasix acquire dopoxetine